PROLETER ŞOFÖR İLE KONUŞTUM!

PROLETER ŞOFÖR İLE KONUŞTUM!

EROL MÜTERCİMLER YAZDI…

2000 yılının başında DRİVE Otomobil dergisi çıkardı. Editörü de Babür Gürel. Ben de öyküler yazardım. Çok da keyf alırdım… Babür’e Bağdat Caddesi’nde Cafe Nero’da rastladım. Özleşmişiz. Hızlı hızlı konuştuk. Otomobil sevdalısı olarak dergi çıkarmaya devam ediyormuş… Abi, yazsana, dedi. Ben de pek gönüllüymüşüm! Başladım…
Çocukluğumun İstanbul sokaklarının otomobillerini yazma kararını verdim…
Caddeden, Tanzimat sokağına girince sağdaki ikinci apartmanın girişinde bir kırtasiye dükkanı vardır. Tam kırk üç yıldır aynı yerde. İstanbul’da kırk yıldan fazladır yaşamakta olan dükkan bulmak çok zordur. Artık Sirkeci’de Özbağ pardesüleri mağazası da kapanınca, düşündüm, bizim kırtasiyecimiz dışında belki üç belki de beş… Hele Cadde’de kırk yılın üstünde yaşayan hiç dükkan yok! “ Yorgun delikanlı” Yalkın Özerden artık yorulmuş dükkanını devredecek birisini arıyor. Vitrinin de öyle yazıyor. Çok üzüldüm! Çünkü burasını alacak olan kişi “çiğ köfteci” yapacak, muhtemelen!
Bir Japon yapıştırıcı alıp sohbet ederken, önüme bir dergi kondu. Gözlerime inanamadım. Çünkü 1967 yılında yayınlanmış olan ANT Dergisiydi. .. hızla okumaya başlarken yazının imzası dikkatimi çekti… Büyük edebiyat ustası YAŞAR KEMAL…
Çocukluğumda İstanbul sokaklarında fink atan minibüslerin kaportalarını ve her yerlerini çeşitli yazılar süslerdi. İşte bunlardan birisi de büyük edebiyatçı, röportaj ustası Yaşar Kemal’in bir gazetede okuduğu haberle tepesinin tası atmış, bu minibüsün şoförüyle gidip bir konuşayım demiş.
Bakın ortaya ne çıkmış… ANT Dergisi, 15 Ağustos 1967, sayfa 9’dan, büyük ustaya ve ‘proleter’ Yalkın Özerden’e saygıyla…
****
Yıl 1967… Birisi ihbar etmiş Yalkın’ı; minibüsüne “Proleter” adını koydu diye… Ondan sonra karakol karakol süründürmüşler genç şoförü! Minibüse “burjuva” adını koysaydı polis aynı şeyi yapar mıydı? Ama Yalkın yılmayacak, “Proleter” sözcüğünü kaldırmayacak!
Proleterya- Latince proletarius sözünden gelir. Fransızcası proletaryadır. Eski Roma’da sosyal ve ekonomik sınıfların en altındakine derler.
1) Eski Roma’da sosyal ve ekonomik sınıfların en altındakine derler.
2) Bir cemiyetteki en alt sınıf anlamına gelir.
3) Çalışan işçi sınıfı, bilhassa endüstrideki işçiler. Yani gündelikçiler, için kullanılır.
4) Marksist doktrininde de gündelikçi işçi sınıfı, kendi üretim araçları olmadığından, emeklerini satarak yaşayan sınıf, demektir.
Dünyanın en büyük sözlüklerinden birisi olan Webster’s işte proleterya sözcüğünü böyle yazıyor. Proleter de, bu sınıfa mensup demektir. Aşağıdaki gazete haberinden anlayacaksınız ki, bu proleter sözcüğü üstünde bugünlerde fırtınalar kopuyor. Bir bardak suda değil bu fırtına, bir sözcükte, sözcüğün geniş büyük anlamı üstünde değil, salt sözcük üstünde kopuyor bu fırtına.
Gazete haberi şu:
“Ben sosyalistim, bu fikirler de iftihar ediyorum”, diyen bir minibüs şoförü , aracın üstüne “proleter” kelimesini yazdırmıştır. Bir ihbar üstüne harekete geçen ve saatlerce üstünde “Proleter” yazısı bulunan minibüsü arayan Emniyet mensupları nihayet Yalkın Özerden adındaki şoförle birlikte vasıtayı bulmuşlardır. Kadıköy Emniyet Amirliğine getirilen minibüs yüzlerce kişi tarafından seyredilmiş ve bütün ısrarlara rağmen otuz yaşındaki sosyalist genç yazılan yazıyı silmemiştir.
“Eğer bir suç varsa cezamı çekmeye razıyım” diyen Yalkın Özerden “herkes minibüsüne bir takım yazılar koyduruyor. Ben de bu şekilde hareket etmeyi uygun buldum” demiştir.
Proleter yazısı üzerine şoför hakkında bir işlem yapılıp yapılamıyacağını inceleyen Emniyet mensupları siyasî şubeyle (bugün terörle mücadele diyoruz) temasa geçmişlerdir.
Öte yandan durum savcılığa bildirilmiştir.
“Proleter gencin ne suçtan adliyeye nasıl sevkedilebileceği tetkik edilmeğe başlanmıştır.”
Gördünüz mü havadisi! Ben bu utanç vesikasını okuyunca beynimden vurulmuşa döndüm. Türkiye’de milyonlarca proleter var ve proleter sözcüğünü minibüsüne yazan bir genç için ne şekilde adliyeye sevkedileceği üstüne araştırmalar yapılıyor.

images

Böyle bir rezalet İran’da olmaz, Turan’da olmaz, Afganistan’da olmaz, Afrika’da olmaz, Habeşistan’da olmaz… Hiçbir yerde olmaz. Ama Türkiye’de olur. Çünkü Türkiye’de oturan burjuvalar hüküm sürer. “Proleter” sözcüğünü yasak ederler. Kimseler yasak etmez bu sözcüğü , şu iki buçuk milyar insan yaşayan yeryüzü yuvarlağında proleter sözcüğünü yasaklamak kimsenin aklına gelmez. Ne demek yasaklamak, ne demek böyle olaylar… Ne demek, ne demek… İnsan düşündükçe çıldırıyor…
Haberi okuyunca Yalkın Özerden’e bir yüreğim acıdı ki sormayın, yüreğim paralandı. Delikanlı nereden bilsin “Proleter” sözcüğünü minibüsüne ad yapınca başına gelecekleri . Kimsenin, kimsenin aklına gelmez bu rezalet. Azıcık uygar olanın, azıcık insanlıktan anlayanın… Hiç kimsenin… İşçi sözcüğünü yazsaydı ne olurdu? Ya “Burjuva” sözcüğünü tutsa birisi yazsa… “Proleter”in karşıtıdır. Karakollara çekilir, başına olmadık işler açılır mıydı?
Merak ettim bu korkunç, korkunç olduğu kadar gülünç haberi okuyunca Yalkın Özerden’i. Kim bu delikanlı? Bütün ısrarlara rağmen minibüsünün adını değiştirmiyor. “Cezam neyse çekerim” diyor. Bu burjuva sınıfı yasal olarak bir şey yapamazsa, el altından Yalkın Özerden’i rahat bırakmaz. Bunu bilmez mi Yalkın Özerden? Bu kadar saf mı? Aslan polisimiz ezeli taktiğine başvurmaz mı? Mahalleye gelip ev ev dolaşıp, sizin mahallede birisi oturuyor ki komünist mi komünist? Rus casusu mu Rus casusu, vatan haini mi vatan haini, deme gitsin, demez mi? Aslan polisimiz, koruyucumuz bir takım zavallıları kışkırtıp “proleter”in üstüne saldırtmaz mı? Ben bunları biliyorum… Polisimiz kimbilir daha ne güzel, Anayasamıza uygun, insanlara uygun, polisin bağımsızlığına, onuruna uygun kimbilir daha ne güzel insan yıldırma, insanları canından bezdirme, insanları yok etme yöntemleri bulmuştur. Kimbilir polisimizin daha ne güzel, ne insanî marifetleri var, şimdilik bize tatbik edemedikleri. Bir Türk olduğuna göre bütün bunları Yalkın Özerden bilmez mi? Yaşı otuz, o kadar da genç değil… Türkiye’de demokrasi sadece bir burjuva oyunudur. Burjuva oyunu kalsın diye dehşet bir savaş veriyor burjuvazi, bütün bunlardan haberi yok mu, bu delikanlının? Türkiye’de bir faşist rejim hüküm sürmektedir. Komünizmle mücadele dernekleriyle, el altından polis baskılarıyla… Delikanlı Yalkın bunları bilmez mi? Hitler, Musolini olmadık işler yaptılar. Adam kurşunladılar. Alanlarda kitaplar yaktılar, ama proleterya sözcüğünün üstüne, Yalkın’a oynanan oyuna tenezzül etmediler. Türkiye’de oturan burjuvaların faşizmi Hitler’in, Musolini’nin faşizmi gibi olacak, onların kalitesinde olacak değil ya.. Türkiye’de oturan burjuvaların faşizmi de böyle aşşağılık, böyle gülünç olur.
Güvenilir insan
Gidip görmeliyim bu delikanlıyı, onunla konuşmalıyım. Türk milleti adına ondan özür dilemeliyim. Proleter sözcüğüne bu oyunu oynayanlar, bu kadar küçülenler Türk milleti değildir. Birkaç kişidir. Türkiye’de oturan burjuvalardır ve onların paralı parasız adamlarıdır. Yüce Türk milletini, bu toprakların mutluluğu, bağımsızlığı için ölmüş şehitlerimizin ruhlarını bu aşağılık, yakışıksız, onursuz oyundan tenzih ederim.
Bizim Doğan Özgüden’le(ANT dergisinin foto muhabiri olsa gerek) Kadıköy vapuruna bindik Yalkın Özerden’in evi Bostancı’da. Güneş altında yalp yalp eden İstanbul’un denizi. Kurşun kubbeleriyle eski, dehşetli güzel İstanbul. Bacakları güneşten yanmış mini etekli İstanbul kızları. Pırıl pırıl, renk renk, yepyeni, gıcır gıcır burjuva otomobilleri ve proleter sözcüğünün yasak olduğu kentte Amerikan marka gıcır gıcır otomobillerin mutlu fütursuzluğu.. Ve sömürgelerin en zulüm görmüşü Türkiye. İstanbul’un bir sömürge kenti olduğu her halinden belli. Ve çirkin burjuva apartmanları.. Ve Sinan’dan, Süleymaniye’den utanmadan sırıtıyorlar. Kadıköy iskelesinde insan kalabalığı.. Mutsuz, boynu bükük bir kalabalık. Bu kalabalığı hiçbir şey mutlu kılamaz duygusunu uyandırıyorlar insanda. İçimde bir acıma. Yıkılış..
Kadıköy’den Bostancı’ya giden bir minibüse biniyoruz Doğan’la. Yalkın’ın proleter’i de böyle bir minibüs olacak. Boyaları dökülmüş, her bir yanı sallanan bir minibüs. Koltukları eskimiş insanın her yanına batıyor, rahatsız. Şangur şungur Kadıköy’den Bostancı’ya doğru yola düzüldük.
Minibüs şoförü bizi uzun bir sokağın ağzında indirdi: “İşte buradan gidersiniz Emin Ali Paşa Caddesi’ne” dedi. Doğan’la yürüdük babam, yürüdük. Emin Ali Paşa sokağını bulduk. Saat altıda Yalkın bizi evinde bekleyecek. Uzun, çok uzun Emin Ali Paşa caddesinde önünde “proleter” yazılı bir minibüs olan bir apartman arıyoruz. Git babam git minibüs gözükmüyor. En sonunda minibüsü uzaktan gördük. Proleter sözcüğünü de o anda seçtik.
Minibüsün yanına geldik ve oralarda aranırken, bir baktık Yalkın bize doğru geliyor:
“Hoş geldiniz” dedi. Güleç yüzlü, uzun boylu, azıcık saçları dökülmüş bir genç adam. Çok tatlı, candan, insanı şöyle sevgisiyle candan kavrayan bir gülüşü var. Böylesi güzel gülen insanlara insanoğlu çok güvenir. Böyle insanları, böyle candan insanları insanlar çok severler.
Kapıyı karısı açtı. Gencecik bir taze. Bir apartımanın ikinci katında oturuyorlar. Evi yeni döşemişler belli. Yeni ve gönülden döşemişler. Güler yüzlerini, sadeliklerini, çocuksuluklarını, candanlıklarını, katmışlar her bir eşyalarına. Salonun pencereye yakın yerinde koyu mavi çok güzel bir kanepe ve iki koltuk.. Bir güzelce halı.. salonun öteki yanında yemek masası, bir kitaplık.. ince ve zevkli.. Masanın üstünde çiçekler. Karşıda bir televizyon. Sonra bir güzel radyo. Bir teyp makinası.. Şu Türkiye’de hiçbir burjuva evinde böyle ince, böyle güzel bir zevk görmedim. İktidarın başı Süleyman (Demirel) Bey’in evinin bir fotoğrafını görmüştüm bir baldır bacak dergisinde. Aman Allah ne evdi. Ne zevksiz evdi. Yerde bir halı vardı, cicili bicili, halı derim sana. Gözünü kapamadan o eve giremezin. Bir de şu gencecik proleterin evine bak. (Mimar) Sinan’ın zevkine lâyık. Kökü olan, temeli olan, kişiliği olan Türklerin zevkine lâyık bir ev. Taklitsiz, özentisiz. Aydınlık, tertemiz, pırıl pırıl. Şu iki gencecik, inanmış proleterin gönülleri, yüzleri, kara güzel gözleri gibi.
Nasıl candan bir karşılayış, sanki kırk yıllık dost gibiyiz. İşte böyle gönlü yüce, gönlü pırıl pırıl temiz insanlar böyle dostça, böyle insanca, böyle sımsıcak karşılarlar insanları. İşte, insan bunlar.

antlar

Hayat hikâyesi
“Kimsiniz nesiniz kardeş”, dedim, “şunu bana bir anlatıverin bakalım? Bir gazeteci gibi gelmedim. Bir dost gibi, bir meraklı insan gibi evinizdeyim. Bu macerayı merak ediyorum. Bu proleter sözcüğünü niçin seçtiniz minibüsünüze ad olarak, bunun Türkiye gibi bir yerde tehlike yaratacak bir şey olacağı aklınıza gelmedi mi?”
Yalkın, gene o dost, o kardeş, cana yakın gülüşüyle gülerek dedi ki:
“Maceramı anlatmağa değmez. Üsküdarlı’yım. İşte maceram bu kadar.”
“Bak”, dedim, “Yalkın, bir gazeteci gibi değil, bir romancı, bir meraklı insan gibi soruyorum. Kim olabilir bu adam diye. Anlatırsanız, beni sevindirirsiniz.”
Biraz mahcup, nedense, niçin gereklilik duymuşsa:
“Sizin hiç eserinizi okumadım,” diyor.
“Aldırma,” diyorum, “bir gün okursun”..
“Hiç vaktim olmadı.” Diyor. “Bütün ömrümde hep çalıştım.”
Sonunda hayatını anlatıyor Yalkın. Belalı bir hayatı var. 1937 yılında Üsküdar’da doğuyor. Küçük bir Maliye memurunun oğlu. Babası, o sekiz yaşında iken ölüyor. Altı yaşındayken de anası ölmüş.
“Sen kim büyüttü?” diye soruyorum.
“Ağabeyim,” diyor. “Üvey Ağabeyim.”
Ağabeyi sadece evine alıyor, ağabey şoför. Çok az okuyabiliyor Yalkın. Bu arada İstanbul’da kimsesiz, bıçkın çocuklar var ya, bir süre onlara karışıyor. Bir süre onlarla ora senin bura benim sürtüyor. Hiç bir şeyden, dünyadan habersiz. Ağabeyi şoför olduğu için on iki yaşından bu yana otomobil kullanıyor. Sonra bir süre şoförlük yapıyor. Kendine geliyor. İş sahibi bir proleter oluyor. Sonra iki yıl da gazetelerin gazete ulaştırmak için saatte yüz, yüz elli kilometre uçan ölüm otobüsleri var ya, işte onlarda çalışıyor Yalkın…
“Ne delilik Ağabey,” diyor. “İki yıl, tam iki yıl… Ölüm otobüslerinde..”
Eşi Halide şimdi yirmi üç yaşında.. Halide’yle karşılaşıyorlar. Halide o sıralar lise öğrencisi.. Sevişiyorlar. Yalkın proleter ya.. Kızın babası kızı vermek istemiyor Yalkın’a. Sevgililer kaçıyorlar.. sonra ailenin gönlü oluyor.. Sonra nikâh..
Yalkın’ın bileklerinde altın bilezik. Şoförlük ve tamircilik.. Halide de terzilik yapıyor. İki genç elele verip, ver elini Alamanya, diyorlar. Yalkın Ford fabrikasına giriyor, Halide bir dikiş atölyesine.. Alamanya’da durup dinlenmeden tam beş buçuk yıl çalışıyorlar.
Yalkın diyor ki:
“Hanyayı konyayı orada öğrendim. Kendimi orada öğrendim. Kim olduğumu orada öğrendim. Proleter olduğumu orada öğrendim. Çok okudum. Kendimi orada öğrendim. İnsan olduğumu, hem de proleteryadan bir insan olduğumu orada öğrendim. O kapitalist memlekette her kitap var. her bir şeyi istediğin gibi tartışırsın. Alamancayı çabuk öğrendim ve çok okudum. ”
Neden proleter?
Beş buçuk yıl dile kolay. Ve kendilerini öğrenen Halide ve Yalkın.. Onlar memleketsiz edemezler. Biriktirdikleri para ile bir minibüs alıyorlar. Gümrük parasını da Halide’nin büyükanası veriyor, memlekete geliyorlar.
“Geleli iki ay oldu,” diyor Yalkın.. “Minibüsü çıkardım,çalışmağa başladım, Kadıköy-Pendik arası. Baktım bütün minibüslerin bir adı var. Tatlım, Kartalım, Uğur, yol alan, falan filan… Ben de minibüsümün adını ‘Proleter’ koydum.”

“Neden proleter?”
“Ben bu kelimeyi çok severim. Kelimeyi değil de anlamını çok severim. Ben proleteryadan bir kişiyim. Ve proleterya insan soyunun en namuslusu, en sıcak, en insan sınıfıdır. Kimseyi sömürmez, kimseye hükmetmez, kimseyi ezmez.. Dünyayı yaratan proleteryanın elleridir. Proleteryanın elleri olmasa dünya olmazdı. Ben proleteryaya hayranım… şu dünyada yapılmış güzel olan, faydalı olan ne varsa proleteryanın güzel ellerinin eseridir.”
Süleymaniye o güzel ellerin eseri, şu köprüler, şu sülün gibi güzelim minareler, vapurlar, trenler, uçaklar.. yediğimiz ekmek, içtiğimiz su.. şu kıpkırmızı domatesler, demir, bakır ve tereyağı… ve tekmil sebzeler.. oturduğumuz evler.. Proleteryanın güzel ellerinin eseri..
“Bu minibüs benim anlımın teridir. Benim ve Halide’nin.. Gözümüzün nurudur. Bu minibüsten dolayı da daha bir miktar borcum var. Bir minibüs alacak parayı bir proleterin nerede olursa olsun biriktirmesi zor. Ben de tuttum, minibüsüme bu göz nuru, bu alınteri adamlarının adını koydum. Ve minibüsümün adına proleterya, dedim. Uzun bir süre böyle, bu ad altında çalıştım durdum. Kimse bana nereden gelip nereye gidiyorsun, demedi.”
Kim ne der, kim ne diyecek, Türk halkı uygardır, Türk halkı hoşgörür bir halktır. Ama işin içine Rüfailer karışınca iş değişiyor, bir sözcüğün üstünde kıyametler koparılıyor.
İşin arkasını gene Yalkın’dan dinleyelim:
Baskı baskı üstüne
“Bu proleter sözcüğünden dolayı takibat ya da bir söz işiteceğim aklımın köşesinden bile geçmezdi.. Bu ayın altısında, yani geçen Pazar günü Kadıköy iskelesinde müşteri bekliyordum. İki sivil polis memuru geldi, beni Emniyet Amirliğine götürdüler. Burada tam bir buçuk saat bekletildim ve ifade verdim. Burada suçumu öğrendim. Suçum arabamın üstüne plastik harflerle PEOLETER kelimesini yazmakmış. Her şey bundan sonra başladı. Tekmil belalar bundan sonra başıma yağmağa başladı. Rahat huzur kalmadı. İfadeden sonra yolcu alarak Pendik’e gittim, oradan da Kartal’a geldim. Bu arada, Komünizmle Mücadele Derneği Başkanı olduğunu söyleyen ve Kartal’da çok nüfuzlu birisi olduğu söylenen bir kişi beni tehdit etti. Bana ağza alınmaz küfürler etti. Proleter kelimesinin komünistlik olduğunu, bu kelimeyi kaldırmazsam beni yaşatmayacağını, hiç olmazsa bu hatta çalıştırmayacağını söyledi. Bu olaydan bir saat sonra da dolu olarak Kadıköy’e gelirken Maltepe karakolu önünde bir polis tarafından durduruldum, karakola götürüldüm…”
Evet Yalkın Maltepe’de de karakola götürülüyor ve yolcular arabanın içinde bekletiliyor. Karakolda şişman, aslan göbekli bir kişi var ki, öfkesi burnundan taşıyor ve zart zurtu dünyayı alıyor. Ve polislere emir veriyor. Bu kişi de Komünizmle Mücadele Derneği Başkanı olduğunu söylüyor. Diyor ki, “bu delikanlı bu kelimeyi mutlaka şimdi, şu anda kaldırmalı. Bu kelime bir kere Rusça’dır. Türk milletiiiiii, böyle Rusça kelimelerden hiç hoşlanmaz. Ve biz böyle kelimelerin yurdumuzun sınırlarından içeriyeeeee girmesineeeee müsade etmeyeceğiz.” Yalkın diyor ki, “bu kelime Rusça değil Fransızca’dır.” Adam daha çok kızıyor. “Fransızca olsun Rusça olsun, fark etmez,” diyor. “Türk sınırlarından içeriye böyle alçak kelimeler giremez,” diyor ve Yalkın’a veryansın ediyor. Küfürlerden küfür beğen Yalkın kardeş.. Durmadan sivil kişi Türkiye Cumhuriyetinin karakolunda bir Türk vatandaşına Polis marifetiyle küfrediyor. Yalkın diyor ki, “Polis Beyler,” diyor, “bırakın yakamı da gideyim.. Bu sabah Kadıköy Emniyet Amirliğinde ifademi aldılar ve bıraktılar.. Bırakın da işime gideyim.” Bir telefon konuşması. Yalkın’ı bırakıyor polisler. Polisler bırakıyorlar ama, Komünizmle Mücadele Derneği Başkanı olduğunu söyleyen kişi Yalkın’ın yakasını bırakmıyor. Karakoldan çıkan Yalkın’ın peşinde, boyuna küfrediyor, tehdit ediyor. “Seni linç ettireceğim. Linç ettireceğim, linç ettireceği,” diye basbas bağırıyor. Ve halkı tahrik ediyor. “Şu kâfiri, şu komünisti, şu vatan hainini linç edecek bir vatansever Müslüman yok mu? Kanınız mı kurudu?” diye bağırıyor. Yalkın edemiyor geri karakola dönüyor, “bu adam beni linç ettirmek istiyor. Siz de kulaklarınızla duydunuz.” diyor. “Zabıt tutun..” Polisler aldırmıyorlar, yüzüne gülüyorlar.
İş bu kadarla bitse neysem ne.. Kışkırtılmış minibüs şoförleri o gün bugündür üstüne saldırıyorlar Yalkın’ın.. komünizmle Mücadele Derneği’nden otuz kişi yolunu kesiyorlar Yalkın’ın.. küfrediyorlar, tehdit ediyorlar. “Öldürürüz, linç ederiz,” diyorlar. “Böylesi kelimeler Türk milletinin şanına yakışmaz” diyorlar. “Ne demek proleter kelimesi.. Türk milleti böyle kelimeleri yurdunda yaşatmaz, sınırdışı eder,” diyorlar. Ve Yalkın elinde bir sözlük, “bakın kardeşler, bu kelimenin anlamı işte şu, işçi demek, açlışan demek,” diyor. Okuyorlar. “Olmaz,” diyorlar, “ bu sözlük de komünist sözlüğü,” diyorlar. “Bize emir verenler yalan mı söylüyorlar, neyin komünistlik, neyin komünistlik olmadığını bilmezler mi?” diyorlar.
Birisi ihbar etmiş Yalkın’ı… Kim bu? Niçin? Muhbirin adını vermiyorlar. Şimdi ben kalksam da “şu adamın adı Süleymandır,” desem, “bir adamın adının Süleyman olması suçtur,” desem.. Süleyman adındaki adamı karakol karakol süründürür mü Türkiye Cumhuriyeti Polisi? Karakol karakol dolaştırıp küfürbaz kişilere o adama ana avrat sövdürtür mü?
Ben olmasam da…
Dedim ki Yalkın’a:
“Yakanı bırakmıyacaklar kardeş,” dedim. “Bunlarda insaf yok. Bunlar öyle bizim bildiğimiz normal insanlar değil ki… Ne yapacaksın, proleter adını kaldıracak mısın?”
“Ne pahasına olursa olsun kaldırmam..”
“ben bunları çok iyi bilirim Yalkın, sen gençsiz,” dedim. “Ne yaparlar biliyor musun?”
“Ne yaparlar?”
“Hiçbir şey yapmazlarsa ‘Proleter’e bir şey yaparlar,” dedim.
“Yapsınlar,” dedi. “Proleter’i ben kazandım. Anlımın teridir bu. Borcu da var ama.. Gene kazanırım..”
“Bunlar dinsiz imansız, bunlar vicdansız,” dedim… “Sana kötülük yaparlar. Kötü adam mı, satılık adam mı ararsın bu dünyada…” dedim.
Karısı Halide’ye baktı:
“Biz Halide’yle konuştuk,” dedi… “Ben olmazsam bile o çocuğumuzu büyütebilir,” dedi.
Halide’nin kara gözleri sevgi, dostluk, inanmışlık doluydu.
Başıyla öyledir işareti yaptı.
Bu kadar genç insanların demek çocukları da varmış.. İçerde, üç yaşında güzel mi güzel bir kız çocuğu mutlu, hiçbir şeyden habersiz uyuyordu. Bebeği kucağındaydı.
Ve bu gencecik proleter ana baba şu çocuk kadar tertemiz, şu çocuk kadar saf ve güzeldi.
Ve Yalkın’ın evinden ayrılırken düşündüm. Bu yıkılası dünya, bu pisliği, bu kötü, çirkin insanlarıyla ayakta kalabilmişse şimdiye kadar, böyle insanların yüzü suyu hürmetine ayakta kalmıştır.
Yalkın bizi bırakmadı. Proleter’le bizi Kadıköy iskelesine kadar getirdi. Yolda yaşlı bir adam bindi proletere, Yalkın yaşlı adamdan para almadı.
Yalkın yılmayacak.. Proleter sözcüğünü kaldırmayacak. Ama proleter düşmanları ne yapacaklar? Buna karşılık Türk proleteryası ne yapacak? Türk aydınları ne yapacak? Ne yapacak? Ne yapacaklar?
Erol Mütercimler

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

prostitution in abu dhabi berlin intim seks hikayeleri sex hikayeleri sex izle sikiş paply.org